12 Aralık 2016 Pazartesi

John Steinbeck*iNCİ







Kitap adı: İnci
Orijinal adı: The Pearl 
Yazar: John Steinbeck
Yayınevi: Remzi Kitapevi
Sayfa Sayısı: 100
İlk Baskı: 1947
Tür: Uzun Öykü


Yorumum:



John Steinbeck’in okuduğım üçüncü kitabı İNCİ. Diğerleri FARELER VE İNSANLAR (ki bu kitap müthişti) diğeri AL MİDİLLİ (bana hitap etmemişti.)

Uzun öykü şeklinde kurgulanmış güzel bir eserdi. Zaten MEB ‘in 100 temel eser arasında yer alıyor. Yani çoktan okunmuş olması gereken kitaplardandı. İlkokul yıllarında okunacak ne çok kitap varmış meğer yetiştirememişiz. 

Kitapta yoksul bir balıkçı olan Kino’nun karısı ve bebeği ile yaşama tutunma hikayesini, denizden çıkardığı kocaman ve göz kamaştıran "inci"yi bulduktan sonra içinde yeşeren umudu, insanların ona olan davranış şekillerini ve sonrasında gelişen olaylardan bahsediyor.

Zengin ve fakir arasındaki ayrımı, insanların kişiye özel davranışlarını, iyi ile kötü arasındaki bağlantıyı çok güzel örneklerle betimliyor. 

Kitabın filmi de çekilmiş ama şöyle bi göz ucuyla başlangıcına baktım, o kadar eskiydi ki izlemeyi erteledim.

Sonuç olaraaak kitap herkese tavsiyemdir. İlköğretim için de uygundur.

Puanım: 10/10


İyi Okumalar…


Kitaptan ALINTILAR



"Yoksul insanların açlıktan sonraki düşmanı hastalıktır."



"Düşünce gerçeğin ta kendisidir. İnsan bir defa hayalinde canlandırırsa gerçekleştirmemesi için bir neden yoktur. Hayal belki kolayca saldırıya uğrayabilir ama yok edilemez."





"Doğrudur, insan yetinmek nedir bilmez... Hiçbir şey yetmez ona, daima daha fazla, daha çok ister. İnsanlar, önündekilerle yetinen hayvanlardan ayıran bu özelliği değil midir? Bu hâl onları bütün öteki hayvanların üstüne çıkarmamış mıdır?"

1 Aralık 2016 Perşembe

CESUR YENİ DÜNYA* Kitap Yorumu



Kitap adı: Cesur Yeni Dünya
Orijinal adı: Brave New World
Yazar: Aldous Huxley

Yayınevi: İthaki
Sayfa: 348
 İlk Baskı: 1931
Tür: Bilim Kurgu, Roman

Vikipedi Yorumu:

Aldous Huxley romanı 1931'de İngiltere'de yaşarken kaleme aldı. Bu dönemde zaten başarılı bir yazar ve sosyal hicivci olarak tanınmaktaydı. Cesur Yeni Dünya, Huxley'in beşinci romanı ve ilk ütopya (veya distopya) denemesidir. Kitap, Yevgeni İvanoviç Zamyatin'in Mıy (Biz) isimli kara ütopyası'ndan oldukça etkilenmiştir (bu kara ütopya George Orwell'in 1984 isimli eserini de etkilemiştir).

Yorumum:


Bilim Kurgu seven biri olarak Bilim Kurgu Klasikleri arasında bulunan bu kitabı çok beğendim.
 Her ne kadar sonu tatmin etmese de son derece güzel kurgulanmış bir kitaptı.


Kitap bugün yazılmış olsa bile güzel bir bilimkurgu olabilecekken , 1931 yılında düşünülüp yazılması Aldous Huxley ‘in cidden harika bir öngörü ve hayal gücü olduğunu gösteriyor.

Yeni bir ütopya yaratan yazar,bu ütopyada insanlarının oluşumunu normal doğum yoluyla değil yapay döllenme şeklinde ele almış. Kitapta anne- baba kavramı yok.

Doğumdan ihtibaren insanların hangi meslekleri yapacağı belirleniyor ve o şekilde sınıflandırılarak yetiştiriliyor.
Hiyelarşik sınıflandırmada, sınıflar arası belirgin bir ayrımcılık var. Sınıflandırma,  aşağıdaki üçgendeki gibi en asiller ALFA, En alt sınıflar ise EPSİLON olarak yetiştiriliyor. 


İşin kötü yanı kimse kendi sınıfından rahatsız değil çünkü bebeklikten itibaren herkese en iyisinin kendi sınıfının olduğu aşılanıyor.
Bu dünyada acı yok, hüzün yok, aşk yok, özlem yok, aile ve akraba yok. Herkes her istediğine sahip olabilirken, zaten kimin ne isteyeceği doğumundan itibaren bilinç altına yerleştirilmiş.

Biraz mutsuz olduklarında hemen başvurulan ve o dönemin olmazsa olmazı SOMA adı verilen bir ilaç.
Soma ilacı bir sakinleştirici ve mutluluk veren bir ilaç. Mutluluklarını bu ilaca borçlu olan toplumda her şey tıkırında işliyor.


Asla yalnız kalmaya ve düşünmeye teşvik edilmeyen insanlar, doğadan nefret ederek yaşamaya alıştırılıyorlar. Çünkü doğa bedava. Mutlu olmak için para harcanmalı.

Kitabın karakterlerinden ve gerçekleşen olaylardan bahsetmeyeceğim çünküüü okuyunuzJ
BENİ ÇOK ETKİLEYEN BİR KİTAPTI. Şiddetle tavsiye edilir.




Ayrıca filmi de yapılmış sanırım henüz bakma fırsatım olmadı. Onu da izlemeyi düşünüyorum. Her zaman önce kitap sonra film..:)

Puanım: 10/10

İyi Okumalar…

KIZIL TEPE kitap yorumu



Kitabın Adı : Kızıl Tepe
Orijinal Adı : Red Hill
Serinin Adı : Red Hill Series
Seri Sırası : 1
Yazarın Adı : Jamie McGuire
Yayınevi : Yabancı Yayınları
Basım : Şubat 2015
Tür : Korku / Zombi / Romantik / New Adult

Yorumum:

Yine uzun bir ara oldu ve bir sürü yorumlamadığım kitap birikti.
Son okudugumu unutmadan hemen yorumlayayım istedim.

Kitabımız Yabancı Yayınlarından çıkan  KIZIL TEPE. Toplam 370 sayfa.
İlk Jamie McGuire deneyimim oldu. Kitabı Penguen kitapevinden kampanyalı olarak almıştım. Ve özet yorum geliyor…..Serinin ilk kitabıymış fakat devam etmeyi düşünmüyorum.

Kitabın konusu klasik Amerikan korku konusu olan zombi istilası.
Ülkeye bir virüs yayılıyor ve insanlar zombiye dönüşüyor. Zombiye dönüşen insanlar sağlıklı insanları ısırarak onların önce ölmesine, sonra da zombi olarak dirilmesine sebep oluyor. Döngü bu şekilde devam ediyor.

Kitapta 3 ana karakter var. Hepsinin ayrı hayatları var ve zombi istilası sırasında kaçtıkları KIZIL TEPE ‘deki çiftlik evinde bir araya geliyorlar.

Scarlet, mutsuz bir evlilik yapmış ve boşanmış iki çocuk annesi bir radyoloji teknisyeni. Çocuklarına tapıyor.

Nathan , bir kız çocuğu sahibi ve istila olduğu gün eşi onu terk ediyor.

Miranda ise Scarlet ‘in hastanesinde doktor olan ve kızıl tepe çiftliğinin sahibi olan dr Hill ‘in kızı.

Zombi istilası bu farklı üç hayatı Kızıl Tepe’de birleştiriyor.

Kitap okunabilir kitaplardan fakat konusu çok klasik olduğu için bana bir şey katmadı.
O yüzden de seriyi tamamlamayı düşünmüyorum.

15-19 yas arası için daha heyecanlı bir kitap olabilir fakat bana göre basit kaldıJ


Yorumum bu şekildeydi umarım faydalı olmuşumdur. Şimdilik HoşçakalınJ


İyi Okumalar…

2 Eylül 2016 Cuma

Notre Dame'ın Kamburu







Kitabın Adı: Notre Dame'ın Kamburu

Yazarı: Victor HUGO

Yayınevi: Sonsuz Yayınları

Sayfa Sayısı: 390

İlk Basım: 1831
Tür: Dram, Tarihi, Roman


Yorumum:


Merhabalar,


Okumaya geç kaldığım ve Dünya Klasikleri arasında yer alan Notre Dame'ın Kamburu kitabı yorumuyla buradayım.



Orijinal adı Notre Dame de Paris olan bu kitap, zamanla içinde yer alan kambur karakter Quasimodo sayesinde isim değişikliğine uğrayıp Notre Dame'ın Kamburu olmuştur.

NOTRE DAME ise Pariste yer alan kilisenin ismidir. Notre Dame'ın Kamburu kilisede çan çalan Quasimodo nun takma adıdır.

Hugo’nun 1831 yılında yazdığı bu kitap altı ayda yazılmış ve evrensel klasik bir esere dönüşmüş. Yazarın altı aylık bu başarısını kıskanmamak elde değil:)

Kitapta sıkça ortaçağ hakkında bilgiler verilmiş zaten kitap ortaçağda geçiyor. Herkesin şimdi gıpta ederek baktığı Fransayı bir de o dönemde okumalısınız. 

Kitapta ana karakterlerin hepsinin kendine özgü hikayeleri var ve bu kişilerin hepsinin bir şekilde bir yerde yolları kesişiyor.

Konu olarakta oldukça değişik aynı zamanda sürükleyici bir roman.



Kitaptaki bazı karakterler şöyle:

· Quasimodo: Romanın başkahramanıdır. Çingeneler tarafından katedrale bırakılan bu doğuştan engelli çocuğa ismini Rahip Claude Frollo vermiştir.

· Esmeralda 15 yaşında güzel ve genç bir çingene kızı

· Claude Frollo Notre Dame da görev yapan rahip

· Pierre Gringore Şair ve tiyatro yazarı. 

· Louis XI Dönemin Fransa kralı

· Phoebus Esmeralda'nın aşık olduğu yüzbaşı

· Jehan Frollo Claude Frollo'nun kardeşi

· Fleur-de-Lys de Gondelaurier Phoebus'a aşık olan soylu kız





Kitaba yapılacak olumsuz bir eleştirim yok açıkçası hatta eminim daha farklı yayınevlerinde çok daha kaliteli çeviriyle ve daha da geniş bir anlatımla okuması kitabı daha da sevdirebilirdi.



Yediden yetmişe herkese tavsiye edilir.

Kitaba puanım 10/10



İyi Okumalar…

20 Ağustos 2016 Cumartesi

UÇAN DAĞ (Kitap Yorumu)





Kitabın Adı: Uçan Dağ

Yazarı: Christoph Ransmayr

Yayınevi: İthaki Yayınları

Sayfa Sayısı: 380

İlk Basım: 2009

Tür: Macera, Aşk

Yorumum:


Merhabalar,

Uzun zamandır yoktum ama geri döndüm şimdilik... Haliyle yorumlanmamış kitaplarım birikti:(



Bu kitabı bir kitap evinde indirimde olan kitapların içinden seçerek almıştım, seçme işlemini ise  ilk sayfalarını orada okuyarak yaptım. İlgi çekiciydi doğrusu.

"Uçan Dağ" adlı kitabımız İrlandalı yazar Christoph Ransmayr’ a ait.


Kitapta ilk ilgimi çeken şey kitabın şiir gibi alt alta sıralanmış satırlardan oluşmasıydı şiir gibi diyorum çünkü şiir değil şiir görünümlü roman:)

işte böyle yazılmış;



Kitapta iki erkek kardeş Tibet'in doğusundaki dağlara doğru yolculuğa çıkıyor. Teknolojiyi ve şehir yaşamını bir kenara bırakıp Uçan dağ’ a ulaşmaya çalışıyorlar.

Bu yolculuk büyük kardeşin en büyük hayali. Küçük kardeşi onun peşinden pekte istemeyerek sürükleniyor abisini seviyor ve bu tehlikeli ve uzun yolda onu yalnız bırakmak istemiyor. İstemeyerek sürüklendiği bu macerada karşılaştığı bir kabile de hayatının aşkını buluyor.



Kitaba konu olan dağ aşırı yüksek olduğundan bulutlar dağın yamaçlarında kalıyor ve dağın tepesi sanki hava asılı kalmış gibi görünüyor. Bu yüzden kitaba da ismini veren dağın adı  UÇAN DAĞ.



Kitap biraz durağan gidiyor fakat kitabın içindeki bazı alıntılar kitabı okunur kılıyor özellikle ölüm ile ilgili olan yerleri. 



Genel hatlarıyla rastlantı sayesinde elde ettiğim bu kitabı okuyup bitirdim ve ancak durağan kitaplardan hoşlananlara tavsiye ederim. Aksi taktirde sıkılırsınız.



Bol Okumalar:)




ARKA KAPAK YAZISI




Uçan Dağ, kendi sanal dünyalarını terk edip, yeryüzünün henüz keşfedilmemiş en yüksek zirvesini keşfetmek için Tibet'in doğusundaki dağlara doğru yolculuğa çıkan İrlandalı iki kardeşin öyküsünü anlatıyor. Orada sadece göçebelerin arkaik yaşamlarına değil, ölümün de çok farklı biçimlerine tanık oluyorlar. Sonunda sadece kardeşlerden küçük olanı geri dönebiliyor. Şiirsel bir biçimde anlatılan bu yolculuk sırasında, hayatta kalan kardeşin keşfettiği şeyse ölümün gerçekliği oluyor.

Ama bir şey daha keşfediyor, ölümlü oluşumuzu ortadan kaldırmasa da onu hafifletebilecek bir şey: Aşk!

18 Mart 2016 Cuma

İlber Ortaylı - ESKİ DÜNYA SEYAHATNAMESİ kitap yorumu





Kitabın Adı: Eski Dünya Seyahatnamesi
Yazarı: İlber Ortaylı
Yayınevi: Timaş Yayınları
Sayfa Sayısı: 304
İlk Basım: 2007
Tür: Gezi-İnceleme Dizisi

Yorumum:

Merhabalar,

Bir İlber Ortaylı kitabıyla karşınızdayım.

Uzun zamandır bu tarz bir kitap okumadım açıkçası. Kitap gezi yazılarından oluşuyor. Normalde bu tarz kitaplar beni sıkar açıkçası ama bu kitap İlber Ortaylı’nın ağzından gayet yalın ve sadeleştirilmiş bir şekilde anlatıldığından zevkle okudum.

Kitap; İlber ortaylı'nın çoğunluğu Osmanlı coğrafyasını kapsayan gezilerinin kısa bir özetidir. Balkanlar, Kırım ve Ortadoğu'nun yarım asır önceki ve bugünkü hallerini kıyaslaması sayesinde, meraklısı için kolay kolay bulunmayacak bir bilgi kaynağıdır.



Kitaptaki olumsuz yanlar ise şunlar;

Maalesef verilen bilgiler (siyasi açıdan) artık geçerli değil, kitabın bu günü 2007 yi anlattığından güncelliğini yitirdi. Mesela, Rusya ile Türkiye’nin dostluk adımları attığı yıllarda iki ülke için birbirinin müttefiki olması tarzında olumlu eleştiriler yazılmış fakat günümüzde bu değişti.

Yine de bu kitap sayesinde o ülkelere gidiyor geçmiş ve bugün arasında yolculuk yapıyorsunuz. Aynı zamanda bol bol yorum içeriyor. Yorumları tamamen kendi kişisel görüşlerini bildiriyor.

Yazdığı ülkelerin halkın yaşayışını, tarihini bazılarının Türkiye ile ilişkileri ve Osmanlı ile ilişkilerini anlatmış.


Kitabı tavsiye eder miyim?

Gezi yazıları okumayı seviyorsanız evet. Ve bu türü hiç denemeyenler için güzel bir başlangıç olabilir.Kesinlikle sıkılmadım.




ARKA KAPAK YAZISI

"Eski Dünya Seyahatnamesi rastgele bir isim değil. Henüz Balkanlar ve Ortadoğu'nun eski havasını muhafaza ettiği günlerdeki gezilerimi içeriyor. Tarih, gezginin vazgeçemeyeceği bir değerlendirme alanı… Benim eski dünyam, bugün artık değişiyor."
İlber Ortaylı

Atalarımızın Anadolu'ya gelmeden önce kaç asır oturduğu ve hâlâ da nüfusunun önemli bir kısmını kuzenlerimizin teşkil ettiği, edebiyatımızın ve dilimizin istesek de istemesek de, sevsek de sevmesek de atamayacağımız yüzde 40'ını oluşturan Ortadoğu'dan köşe bucak buram buram tarihimiz kokan Balkanlara; havasını yakaladığınız zaman kocaman bir coğrafyanın ve uzun bir tarihin küçülüp sizinle kucaklaştığı bir tiyatro olan Akdeniz'den okumakla, filmle, resimle anlaşılamayan Asya dünyasına; tezatlar içinde gelişen kapalı kutu Uzakdoğu'dan pek çok ünlü sanatçıyı bağrında yetiştiren sanatın ve tarihin merkezi Avrupa'ya kadar bir uçtan bir uca Eski Dünya üzerinde seyahate çıkmaya hazır mısınız?
Isfahan, Venedik, Kudüs, Kırım, Tokyo, Yemen, Barcelona, Bosna, Girit, Hindistan, Berlin, Japonya, Kafkasya, Türkiye… Günümüzün Evliya Çelebi'si İlber Ortaylı'nın dünya üzerindeki adımlarına eşlik ederken Eski Dünya düzeninin ülke ve şehirlerinin büyülü zamanlarına gidecek ve geçmişinizle yeniden usulca buluşacaksınız.

İlber Ortaylı'dan okurlarına keskin gözlemleri ve nesnel tespitleriyle zamanın derinliklerinden, tarihin katmanlarından bugünün dünyasını daha doğru anlama imkânı: Eski Dünya Seyahatnamesi.
(Tanıtım Bülteninden)

12 Mart 2016 Cumartesi

SİNEKLERİN TANRISI





Kitabın Adı: Sineklerin Tanrısı
Yazarı: William Golding
Yayınevi: İş BankasıYayınları
Sayfa Sayısı: 261
İlk Basım: 1954
Orijinal Adı: Lord of the Flies
Tür: Alegori, Spekülatif kurgu 

Yorumum:

SELAMLAR…

Bu kitapla ilgili ilk cümleme şöyle başlamak istiyorum: “Ah keşke kitapları bitirdiğim anda yorumlayabilsem:( “ Vaktim olmuyor sonraya bırakıyorum ve sonra o ayrıntıları kaybediyorum. Bitireli bir ay oldu yeni yorumlama fırsatı buldum.

Kitabımız yukarıda bilgilerini verdiğimiz “SİNEKLERİN TANRISI”.

Ara bilgi olarak kitap türünde “alegori” yazıyor onu da açıklayalım:

Alegori; bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme sanatıdır. Soyut bir düşünceyi heykel ya da resim ile göstermek, örneğin adalet düşüncesinin gözü bağlı ve elinde terazi bulunan bir kadınla (Themis) anlatılması gibi. –Vikipedi-

Bu kitabın ismi bana baya ciddi bilimsel düşünce kitabı okuyacağımı düşündürmüştü. Fakat kitap öykü şeklinde yazılmış. Kitabın ismi öyküde geçen ve ölü bir domuz kafasını betimliyor. Etrafında sinekler dolanan domuz kafası “SİNEKLERİN TANRISI” olarak kitaba ismini veriyor. 

Kitap genel konusu: Bir atom savaşı sırasında, ıssız bir adaya düşen yaşları 6-12 arasında değişen bir grup çocuğun o adada hayatta kalabilmek için kendi kendilerini yönetmeye ve adadan kurtulmaya çalışmaları hikayesidir.



Kitapta Ralph adlı çocuk adadaki diğer çocuklar tarafından yönetici seçilir amacı, yiyecek ve içecek barınak sorununu halledip adada sürekli yanacak bir ateş bulundurmaktır. Ateşin gece gündüz yanmasının sebebi adanın yakınlarından geçecek olan herhangi bir geminin dumanı görüp onları kurtarmaya gelecek olmasını düşünmesidir. Ralph bu mantık doğrultusunda adadaki diğer çocukları yönlendirip ateşin başında sürekli ateşi canlı tutacak nöbetçiler geçirir.

Aynı grup içerisinde Jack isimli çocuğun da sürekli peşinde gezen güçlü bir kabilesi vardır ve Jack in tek istediği et yemek ve bunun için domuz avlamaktır. Ateşin yanıp yanmamasını önemsemez ve Ralph in yönetici olmasından pek hoşnut değildir… Ve Jack in kendi gurubunu kurmasıyla işler değişir artık ada ikiye bölünmüştür güçlüler Jack in grubundadır…



Kitap bundan sonra oldukça ürkütücü bir hal alıyor. 

Kitaba başladığınızda çocuklar için yazılmış bir öykü okuyor hissine kapılacaksınız ve sıkılacaksınız, bir süre bu şekilde okuduktan sonra çocukların yaşadıkları o şeylerin aslında tamamen biz büyüklere yazıldığını fark edeceksiniz. Ben bunu fark ettiğimde pür dikkat okumaya devam ettim ve çok beğendim.

Beni etkileyen romanlardan biridir. 

Sineklerin Tanrısı esasen William Golding’in kitabı olmakla birlikte; eser 1963 yılında İngiliz yapımcı Peter Brook, 1990’da ise Amerikan yapımcı Harry Hook tarafından sinemaya uyarlanmıştır. Filmini kesinlikle izleyeceğim. (Kitabını okuduğunuz bir eserin filmini izlemenin zevki zaten pahabiçilemez (:  )

TAVSİYE EDER MİYİM?

Öyküden çok anlatılmak istenenlere odaklanırsanız kesinlikle sıkıcı gelmeceğini düşünüyorum. 20 yaş üzerine kesinlikle tavsiye ediyorum. Diğerleri öyküye kapılıp sıkılabilir bilemedim:) 

AMA BEN KENDİ ADIMA KESİNLİKLE TAVSİYE EDİYORUM. HER BİREY OKUMALI.

Benden bu kadar...

Beni özleyin :)

Görüşmek üzere…

ARKA KAPAK YAZISI

"Sineklerin Tanrısı", günümüzde bir atom savaşı sırasında, ıssız bir adaya düşen bir avuç okul çocuğunun, geldikleri dünyanın bütün uygar törelerinden uzaklaşarak, insan yaradılışının temelindeki korkunç bir gerçeği ortaya koymalarını dile getirir. Konusu, R. M. Ballantyne'ın Mercan Adası gibi eşsiz bir mercan adasının cenneti andıran ortamında başlayan bu roman, çağdaş toplumlardaki çöküntünün, insan yaradılışındaki köklerini gözönüne sermek amacıyla Mercan Adası'ndaki duygusal iyimserlikten apayrı bir yönde gelişir. Uygar insanın yüreğinde gizlenen karanlığı deşerken "Sineklerin Tanrısı"; daha çok Conrad'ın kısa romanı "Karanlığın Yüreği"ni andırır. Golding'in romanındaki çocuklar da başlangıçta tıpkı Kurtz gibi, uygar toplumun baskılarından uzak bir örnek düzen kurmak isterlerken, gitgide hayvanlaşır, korkunç bir kişiliğe bürünürler. Bu yönüyle Sineklerin Tanrısı'nın Mercan Adası ile öbür ıssız ada serüvenlerinden ayrıldığı en önemli nokta, ıssız ada yaşamının çetin güçlüklerini ya da mutluluğunu anlatmaktan daha çok, bir insanlık durumunu, kişiler arasındaki çatışma aracılığıyla ortaya koymaya çalışmasıdır.
-Akşit Göktürk-
(Arka Kapak)

KİTAP ALINTILARI

''Ben Jack'tan korkuyorum'' dedi. ''Onun için Jack'ı iyi biliyorum.Birinden korkunca ondan nefret edersiniz ama boyuna da düşünüp durursunuz onu. Kendi kendinizi aldatırsınız; aslında kötü değildir dersiniz. Ama onu görünce, tıpkı nefes darlığına tutulmuş gibi olursunuz, soluk alamazsınız. Sana bir şey söyleyeyim mi? O senden de nefret ediyor, Ralph...''

Düşündüklerini dile getirecek sözcüklerden yoksun olduğu için, belli belirsiz kalan, bir yığın karmakarışık düşüncelere daldı. Kaşlarını çattı, bir daha düşünmeye çalıştı.

Dahası da var. Kimi zaman benim de umurumda değil. Ya ben de ötekiler gibi olursam.. Ya ben de umursamazsam. O zaman ne oluruz biz ?