edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Ocak 2017 Pazar

TATAR ÇÖLÜ kitap yorumu







Kitap adı: TATAR ÇÖLÜ
Orijinal adı: Il deserto dei Tartari
Yazar: Dino Buzzati 
Yayınevi: İletişim 
Sayfa: 232
Baskı: 1940
Tür: Roman

Yorumum:


Merhabalar…

Kötü günler geçiriyoruz yeni yıla (2017) kötü girdik. Her gün benzeri olayları yaşayarak üzülüyoruz.Klavye başında terör lanetlemek her ne kadar saçma olsa da bu gönderiyi paylaşmadan önce bu konuya değinmek istedim. Umarım bu tarz üzücü olaylar bir an önce son bulur:( Başımız sağ olsun...

 Önceden yorumladığım metni paylaşıyorum;

“Tatar Çölü”. Bu ismi öyle alelade söylemiyorum artık. Muhteşem bir kitaptı.

Ne zamandır okumak istiyordum kendisini şükür ki okudum ama bu sefer de yorumu gecikti. Olsun napalım geç oldu güzel oldu.

Kitap 232 sayfa akıcı bir şekilde ileriliyor. Ama İletişim yayınlarının arka kapak yazısını okumamanızı öneririm. Yine de yukarda bilgi amaçlı paylaştım.

Özet olarak değil de şöyle hafif bir giriş yapacak olursak,

Ana kahramanımız subay Giovanni Drogo ilk atandığı yer Bastiani kalesine doğru yola çıkar..Kalenin nasıl bir yere benzediği hakkında hiçbir fikri yoktur.Büyük umutları olan genç subay karşısında çok heybetli afili bir kale bekler. Beklediğinden çok daha uzun süren yolculuğu bittiğinde karşısında kale, kalenin önünde durur ve inceler. Sağlam bir hayal kırıklığına uğrar. Orada kalmama hakkını kullanmak ister fakat kalenin arkasında Tatar çölü denen sapsarı bir çöl uzanmaktadır. Drogo o çölü ve duvarların arkasını delice merak etmektedir. Ne vardı peki kale duvarlarının arkasındaki çölde…Devamı kitapta:)

ARKADASLAR KİTABI OKURKEN BUNALIMA GİRDİM AMA BU KESİNLİKLE KİTABIN ÇOK İYİ YAZILMIŞ OLMASINDAN KAYNAKLI BİR BUNALIMDI. OKUYUNCA ANLAYACAKSINIZ. 

KİTABA HAYRAN KALDIM. BANA GÖRE MUHTEŞEMDİ. Ana karakter bana mı benziyor ne:( 

Kitabı okurken tüylerimin ürperdiğini hissettim. Aynı zamanda dili de çok büyüleyici.Alıntıları muhteşem. Şimdi bugun tekrar okusam aynı ürpermeyle okurum sanırım.

Bakalım siz kendinizden neler bulacaksınız.

Tavsiye eder miyim?

KESİNLİKLE OKUMALISINIZ. ON YILDIZLI KİTAP YÜZ YILDIZ VERDİM.

Neden?

Bu kitap hayatınızı değiştirebilir.


İyi Okumalar…



Kitaptan Bazı ALINTILAR

"Dünle evvelsi gün birbirinden farksızdı, onları birbirinden ayırt edebilmesi olanaksızdı; üç gün önce olmuş bir şey de yirmi gün önce olmuş bir şey de sonuçta ona eskiden olup bitmiş bir şey olarak görünüyordu. Böylece, o ayırdına varmadan, zaman akıp gidiyordu."

"Yazık, iyi şeyler geride, çok geride kalmış ve o farkına varmaksızın geçmiştir önlerinden."

"Fakat gene de yatağa girmeye hazırlanırken içinde acı bir şeyler, sanki bir zamanların sevgisi uçup gitmiş,sanki ikisi arasına zaman ile uzaklık, yavaş yavaş bir ayrılık perdesi girmiş gibi bir şeyler duydu."

Arka Kapak Yazısı (Spoiler içerir)



İtalyan edebiyatının köşe taşlarından Dino Buzzati’nin ilk romanı olan Tatar Çölü, modernist edebiyata yapılmış en önemli katkılardan biri. Genç teğmen Giovanni Drogo, ilk görev yeri olarak Tatar Çölü’ndeki Bastiani Kalesi’ne tayin edilir. Uzun boylu kalmak istemediği bu sınır bölgesinde geçirdiği seneler ona, vaktiyle gözünde büyüttüğü zafer tutkusunun kofluğunu ve askerlik hayatının monotonluğunu öğretir.

“Yaşamı boyunca beklediği an” bir türlü gelmez. Zamanla “sesi, ihtiyar sesine dönüşür”, “bakışları çok yaşlı bir adamın bakışları gibi sarımtırak ve camdan bir görünüş alır”. Varoluşun anlamsızlığı, boylu boyunca serilir önüne. Gündelik hayatın durağan ritmi, alışkanlıkların uyuşturucu etkisi ruhunun derinliklerine işlerken Tatar Çölü’nün sadece kendisinin değil aynı zamanda insanlığın sınır bölgesi olduğunu anlar. Edebiyatta Beckett, Camus ve Kafka’nın başlattığı varoluşsal sorgulamaya karmaşık bir boyut katan, zengin bir anlatı Tatar Çölü.

“Tatar Çölü, sadece aklıyla hareket ettiğini düşünen insanlara meydan okumak gibi büyük bir riski göze alan, sıra dışı bir roman.”
Tim Parks

12 Aralık 2016 Pazartesi

John Steinbeck*iNCİ







Kitap adı: İnci
Orijinal adı: The Pearl 
Yazar: John Steinbeck
Yayınevi: Remzi Kitapevi
Sayfa Sayısı: 100
İlk Baskı: 1947
Tür: Uzun Öykü


Yorumum:



John Steinbeck’in okuduğım üçüncü kitabı İNCİ. Diğerleri FARELER VE İNSANLAR (ki bu kitap müthişti) diğeri AL MİDİLLİ (bana hitap etmemişti.)

Uzun öykü şeklinde kurgulanmış güzel bir eserdi. Zaten MEB ‘in 100 temel eser arasında yer alıyor. Yani çoktan okunmuş olması gereken kitaplardandı. İlkokul yıllarında okunacak ne çok kitap varmış meğer yetiştirememişiz. 

Kitapta yoksul bir balıkçı olan Kino’nun karısı ve bebeği ile yaşama tutunma hikayesini, denizden çıkardığı kocaman ve göz kamaştıran "inci"yi bulduktan sonra içinde yeşeren umudu, insanların ona olan davranış şekillerini ve sonrasında gelişen olaylardan bahsediyor.

Zengin ve fakir arasındaki ayrımı, insanların kişiye özel davranışlarını, iyi ile kötü arasındaki bağlantıyı çok güzel örneklerle betimliyor. 

Kitabın filmi de çekilmiş ama şöyle bi göz ucuyla başlangıcına baktım, o kadar eskiydi ki izlemeyi erteledim.

Sonuç olaraaak kitap herkese tavsiyemdir. İlköğretim için de uygundur.

Puanım: 10/10


İyi Okumalar…


Kitaptan ALINTILAR



"Yoksul insanların açlıktan sonraki düşmanı hastalıktır."



"Düşünce gerçeğin ta kendisidir. İnsan bir defa hayalinde canlandırırsa gerçekleştirmemesi için bir neden yoktur. Hayal belki kolayca saldırıya uğrayabilir ama yok edilemez."





"Doğrudur, insan yetinmek nedir bilmez... Hiçbir şey yetmez ona, daima daha fazla, daha çok ister. İnsanlar, önündekilerle yetinen hayvanlardan ayıran bu özelliği değil midir? Bu hâl onları bütün öteki hayvanların üstüne çıkarmamış mıdır?"

26 Kasım 2015 Perşembe

Stefan Zweig'in SATRANÇ kitabı Yorumu *****



Kitabın Adı: Satranç
Orijinal Adı: Schachnovelle
Yazarı: Stefan Zweig
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 71
İlk Basım:1942

YORUM:

ÇOOK BEĞENDİM.

Böyle bi giriş yaptım evet çünkü çok beğendiğimi ilk başta belirtmek istedim.

Kitap uzun öykü türünde.

Öykümüz New York'tan Buenos Aires'e yolculuk yapan bir deniz vapurunda geçiyor.

Yolcular arasında satranç şampiyonu Mirko Czentovic bulunmakta.

Aynı vapurda bulunan bir milyoner , dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic’e , ücret karşılığı bir parti satranç oynamayı önerir. Tabi satranç şampiyonu milyoneri çatır çatır yener. Bunun üzerine izleyenler arasındaki Dr.B. dayanamaz ve oyuna karışır. Dr. B sonraki hamleleri kafasında hesaplayarak satranç şampiyonuna karşı gösterdiği başarı ile Czentovic’in dikkatini çeker. Son derece kibirli olan ve yenilene kadar kimsenin yüzüne bile bakmayan Czentovic, Dr.B. ye teke teke satranç oynamayı teklif eder fakat Dr.B. hayatında hiç satranç oynamadığını söyler… PEKİ DR.B SİZCE NASIL HAYATINDA HİÇ SATRANÇ OYNAMADAN SATRANCI BU KADAR İYİ BİLEBİLİR? 


İŞTE BU KISMI KİTAPTAN OKUYACAKSINIZ ÇÜNKÜ ASIL ÖYKÜMÜZ BURADA BAŞLIYOR.

SON DERECE ETKİLEYİCİ BİR KİTAPTI.

Puanım: 10/10

Tavsiye eder miyim?

Kesinlikle okumalısınız!!!

Kitaptan Alıntılar...






ARKA KAPAK YAZISI

Rastlantı sonucu eline geçidiği bir kitapla satrancın inceliklerini öğrenerek bu oyunu bir tutkuya dönüştüren ve giderek bu tutkusu yüzünden beyin hummasına yakalanan Dr. B.'nin öyküsüdür görünüşte Satranç. Ama derinlerde bir veda mektubudur aslında.
Stefan Zweig'ın Brezilya'da sürgündeyken yazdığı ve Şubat 1942'deki intiharından birkaç ay önce tamamladığı Satranç, Avrupa kültürünün nasyonal sosyalist tehlike altında yok oluşuna işaret eder.
Avrupa kültürüne elveda derken yaşama da veda etmeyi seçen Zweig'ın son yapıtı Satranç, gerilimli kurgusu ve kahramanın ruhsal gelgitlerinin işlendiği dokusuyla, kısa ama her bakımdan etkileyici olağanüstü bir uzun öyküdür.


20 Ekim 2015 Salı

BAŞUCUMDA MÜZİK



Kitabın Adı: Başucumda Müzik
Yazarı: Kürşat Başar
Yayınevi: Everest Yayınları
Sayfa Sayısı: 440
Basım: 2006

Yorumum:


Merhabalar Canlar:)

Bu kitaba uzun yorum yapamayacağım ancak etkilendiğim kadarıyla yorum yapabilirim çünkü.

Evet bu kitapta beni etkileyen tek şey vardı: Kürşat Başar’ın bir kadının içini bu kadar güzel yansıtabilmesi. Zira kitap bir kadının ağzından yazılmış. 

Kitap aşk kitabı, farklı bir konusu olmamakla beraber, genelde olaylardan ve diyaloglardan çok duygular derinlemesine yazılmış.

Dönemin dış işleri bakanı Fatin Rüşti Zorlu ile sevgilisi Vesâmet hanım ın hikâyesinden uyarlanmış olduğu söyleniyor.

Kitabı tavsiye eder miyim?

Akıcı aşk kitabı okumak isteyenler için güzel bir tavsiyedir.

İyi Okumalar:)


ARKA KAPAK YAZISI


"Eğer, hayatımızın bir an'ına gidip orada sonsuza dek kalacaksınız deseler yalnızca iki şeyden birini seçmek isterdim. Biri, o çocukluğun bahçesindeki ağacın dalına asılı salıncakta sallanırken… Öteki, bütün hayatım boyunca en çok sevdiğim adamla öpüştüğüm ilk gün… Herkes âşık olmanın ortak dilini bulup yazmaya çalışıyordu. Ama aslında bu kadar basitti işte: Birini öptüğünde salıncakta sallanır gibi hissediyorsan âşıksın."

20 Eylül 2015 Pazar

Beş yazarlı BEŞPEŞE kitabı (Murathan Mungan, Faruk Ulay, Elif Şafak, Celil Oker, Pınar Kür)





Merhabalar değişik bir kitap türüyle karşınızdayım.


Kitabın Adı: Beşpeşe
Kitabın Yazarları: Murathan Mungan, Faruk Ulay, Elif Şafak, Celil Oker, Pınar Kür
Yayınlandığı Yıl: 2004
Sayfa Sayısı: 256

Yorumum


Değişik kitap demiştim peki nedir bu kitabı değişik yapan; Kitabı 5 ayrı yazar yazmış ve her biri bir önceki yazarların hikayesini okuyup devam etmişler, yani bir nevi oyun oynamışlar. İsmine de “Beşpeşe” demişler.

Kitabı ilk olarak Murathan Mungan başlatmış Zehra karakterini ve ana hikayesini oluşturmuş 50 sayfa kadar yazmış ve bu sefer sıra Faruk Ulay’a geçmiş. O da Murathan Mungan yazdıklarını okuyup hikayeye kendi uslubu ve tarzıyla devam etmiş. Faruk Ulay bitirmiş Elif Şafak kaldığı yerden devam etmiş. Elif Şafak da kendi tarzını dökmüş hikeyeye 50 sayfa yazmış sıra Celil Oker’e geçmiş. Ve en sonunda Pınar Kür diğer 4 yazarın yazdıklarını okuyup harmanlayarak toparlama yapmış ve kitabı bitirmiş.

Romanda Zehra adında tiyatro bölümü öğrencisi genç bir kızın 11 yaşında iken annesinin balkondan düşerek ölmesiyle başlayan enteresan bir dönemini konu alıyor.



Tavsiye eder miyim?

Edebi açıdan yazar farklılıklarını görmeniz tavsiye edilir. Hikaye bakımından pek ahım şahım bir tarafı yok.


Tanıtım Yazısı


"Anne! Seksek tebeşirim nerede?" 
Bazı geceler ter içinde uyanıyor kendi sesine. Kendi çocuk sesine... Kollarıyla kendini sarıyor bir süre, kendini yatıştırırcasına ürpermiş tenini usul usul okşuyor, bir ileri bir geri salınıp dururken buluyor kendini. Ağzı tebeşir tozu yutmuş gibi kupkuru, dudakları birbirine yapışmış... Hemen bir bardak su içiyor.


Kitaptan Alıntılar

Murathan Mungan

Elif Şafak


Kitap Arka Kapak Yazısı

Beşpeşe, beş yazarın kendi sıraları geldiğinde, daha önce yazılmış olanları okuyarak devamını getirmek suretiyle oluşturdukları bir romandır. Romanı şu yazarlar şu zaman dilimlerinde yazmışlardır.

· Murathan Mungan; Eylül - Ekim 2002

· Faruk Ulay; Kasım 2002 - Ocak 2003

· Elif Şafak; Mart - Nisan 2003

· Celil Oker; Ağustos - Ekim 2003

· Pınar Kür; Aralık 2003 - Ocak 2004

Her metin son hali verilmiş şekilde bir sonraki yazara devredilmiş ve sonradan geriye dönük herhangi bir düzeltme yapılmamıştır.









18 Eylül 2015 Cuma

"Hikayesi Olan Ölüler" (+18) Kitabını Okudum Yorumladım


Merhabalar! Değişik tarzda bir kitapla geldim bugün.Bakalım ne diyeceksiniz...

Adı: Hikayesi Olan Ölüler
Yazarı: Üstüngel Arı
Sayfa sayısı: 148
Yayınevi: Esen Kitap
Basım yılı: 2014

Kitap Arka Kapak Yazısı
"Biraz sonra bir roman okuyacaksınız ve hayatınız değişmeyecek. Ama değişen bir şey olacak: Artık hayatınız değişmediği için küfredebilecek olgunluğa erişeceksiniz! Bunu yeniyetme bir yazar, daha ilk kitabıyla yapacak size. Şimdi kendinizden pişman olmayı öğrenin ve hiç zaman kaybetmeden bu romanı okumaya başlayın ya da ağlayın. Hayatınız bir fim şeridi gibi geçsin gözlerinizin önünden: Babanızın ilk tokadı, üstüne erken boşaldığınız sevgiliniz, ya da boşanmak için geç kaldığınız karınız, kocanız, o berbat mesleğiniz… Biliyorsunuz, belki de bilmiyorsunuzdur, yine de söyleyeyim: 'Bazı meslekler adi suç kategorisine girebilir, tıpkı bazı adi suçların meslek kategorisine girebildikleri gibi.'

Hikâyesi Olan Ölüler'le karşılaşmak sizi şaşırtmazsa, asıl o zaman üzülün. Demek ki bir hikayesi bile olmayan diriler şaşırtıyor sizi. Çok yalnızsınız ve yalnız yaşlanıyorsunuz. Gelin, bir iyilik yapın kendinize. Bu romanı okuyun. Sonra, ister hayatınızı bir saksı gibi önünüze koyup seyredin, hani derler ya, kendinizle yüzleşin; ya da kafanıza sıkın, ne bileyim. Önce okuyun da… "
-Altay Öktem-

Benim Yorumum


Önyargıyla başlamıştım bu kitaba, sanıyordum ki ölülerin günlüklerini alıp kısa kısa hikayeler yazmışlar ve kitaba çevirmişler. Bu yanılgı tamamen kitabın isminden dolayı olmuşmuştu ve okumaya başladım.
Kitap kısa kısa bölümlere ayrılmıştı ilk bölümü pekte ilgili okumadım. İkinci bölümde kitabın aşırı küfürlü ve cinsellik içerdiğini gördüm ve bırakma kararı aldım. Fakat yolda (işe giderken) canım sıkıldı ve devam ettim.
 Okudukça okumaya başladım çünkü hiç beklemediğim şekilde olayların akışı değişti.
Cem vardı kitapta babası tarafından sürekli horlanan dayak yiyen yoksul zavallı bir çocuk ve Bilen vardı ailesi tarafından el üstünde tutulan ilerde avukat ve ya doktor olması gereken önemli şahsiyet. Bu iki çocuğun henüz 7 yaşındayken yolları keşisiyor ve yaşam tarzları bu kadar zıt olan iki insan birbirini konuşmadan dahi anlayabilen iki dosta dönüşüyor. Bir de Ofelya var, Bilenin kör kütük aşık olduğu aynı yatağı paylaşmalarına rağmen bir türlü tanışamadığı Ofelya. Kolsuz lakaplı karakterinde kitaba katkısı büyük.
Kitap: siyaset, aşk, cinsellik, dostluk, aile, dram, küfür, felsefe, hikaye  içeren bir roman. İçinde ne ararsanız var. Okurken moraliniz bozulacak biraz çünkü bu kitap en acımasız gerçeklerle karşınızda olacak. Sanki yazar dünyada ne kadar berbat şey varsa hepsini bu kitaba toplamış diyorsunuz ama okumadan da edemiyorsunuz. Çünkü kitapta asıl istenen düşünmeniz. Hikaye hoşunuza gitsin ve ya gitmesin kesinlikle düşündürüyor ve düşündüren kitapları seviyorum. Bu kitabı sevmemin en büyük nedenleri de işte budur FELSEFİ OLMASI ve DÜŞÜNDÜRMESİ. Yoksa kitapta hiçte tasvip etmeyeceğim düşünceler de mevcut.

Sonuç olarak

Eğer +18 iseniz hatta bence +22 ve hayatınızda farklı bir tarz okumak istiyorsanız fazla realist hatta kötü hikayeler dizisi diyebileceğim bu kitap tam size göre.
Ama ben bunalımı kaldıramam cıvıl cıvıl şeyler okurum ve ya  seviyeli kitapları severim diyorsanız pek yanaşmayın o halde.
Bana göre: Okunmalı sevmesenizde okumalısınız. Çünkü gerçekten ilginç.

Kitaptan Alıntı

Bir yerde okumuştum; "gerçek dostunuzu tanımak için bir cinayet işleyin ve ondan size yardım etmesini isteyin" gibi bir şey diyordu.
Gecenin 2'sinde babasını öldürüp beni aradığına göre anlaşılan Cem'in gerçek dostuydum.


"Kim dayanabilirdi ki bu yaşananlara, hani bünye kaldırabilirdi ki? Çünkü dünyada ki herkesi öldürmek gerekirdi unutabilmek için her şeyi. Dünyada ki herkesi öldürmenin en kolay yolu, kendini öldürmekti..."

Yorumlarınızı beklerim:)
İyi Okumalar:)




12 Eylül 2015 Cumartesi

Elif Şafak-Firarperest Kitabı




Kitabın Adı: Firarperest
Yazarı: Elif Şafak
Sayfa sayısı: 236
Yayınevi: Doğan Kitap
Basım yılı: 2010
Tür: Deneme


Yorumum:

Puanım:6/10

Kitap denemelerden oluştuğu için tek bir hikaye yok. Her deneme kendi içinde ayrı güzel bence.

Elif Şafak kendini ve hayatı sorgulamış bu kitapta düşünmüş, düşündürmüş, anlatmış hem kendini, hem etkilendiklerini, hem de dünyayı anlatmış.

Elif Şafak’ı bilen bilir zaten olaylara nasıl narin ve ilahi aşkla baktığını. Bu kitap hayatınızı değiştirebilecek bir kitap değil ama okumaktan zevk alacağınız bir kitap.

Kitaptan Alıntılar


"Kötülük dediğin şey kalptedir; görünüşte, giyinişte değil. Ve bir insanın kalbinde ne kadar fesat taşıdığını biz öyle uzaktan bakarak bilemeyiz."





Kitap Arka Kapak Yazısı

İnsan ki eşrefi mahlukattır, içindeki semavi özü keşfetmekle yükümlüdür. Çıkacaksın yollara, kendine doğru git gidebildiğin kadar. Keşif boynumuzun borcudur. Kendimizi keşfetmek, aşkı keşfetmek, dünyayı keşfetmek, Öteki'ni keşfetmek...

(…)

Çakılı kalmamak sırf alışkanlıklardan ötürü demir attığın koylara. Çıkmak oralardan, geçmek dalgakıranların beri tarafına, bilmediğin memleketlere varmak, tatmadığın yemekler yemek, sözlerini anlamadığın şarkılarla içlenmek, risk almak, dağılmak ve parçalanmak ve hasret çekmek buram buram, gurbetin tadına bakmak ve kendini yabancının gözünden görmek, şaşırmak yeniden, şaşırmak bir çocuk gibi dünyanın hallerine, çeşitliliğine, güzelliğine, acımasızlıklarına... şaşırmak ölene kadar... şaşırma kabiliyetini hiç yitirmemek... budur son tahlilde Âdemoğullarına, Havvakızlarına kendilerini keşfettirten serüven. 



İyi Okumalar:)


29 Ağustos 2015 Cumartesi

Cengiz Han’a Küsen Bulut - Kitap Yorumu



Adı: Cengiz Han’a Küsen Bulut
Yazarı: Cengiz Aytmatov
Sayfa sayısı: 112
Yayınevi: Ötüken Neşriyat
Basım yılı: 2007



Kitap Arka Kapak Yazısı

Gün Olur Asra Bedel içerisinde yer alabilecek ancak Sovyet Rusya'nın dağılmasından sonra yayınlanabilen Stalinizmin ve totaliterliğin güçlü bir eleştirisi… 

“Devletin çıkarlarından daha önemli ne olabilirdi? Bazıları insan hayatının önemli olduğunu sanıyorlardı... Ne laf ya! Devlet bir sobadır ve yakıtı da yalnız insandır. Yakılacak insan olmazsa soba söner. Sönen, yanmayan sobanın da hiçbir yararı yoktur. Ama öte yandan bu insanlar devlet olmadan yaşayamazlar: Sobayı tutuşturan, yakan onlardır. Sobayı yanar tutmakla görevli olanlar da ona yakıt temin etmeliydiler. Her şey buna bağlı.”


Benim Yorumum



Yazarın tarzına ve yazdıklarına zaten bayılıyorum. 
Kitap öyküsü itibari ile yine yine gerçeklere değinmiş ve etkiledi her zamanki gibi.


İşlemediği bir suçtan dolayı ailesinden ve hayattan koparılan Kuttubayev, kendi halinde tek derdi ailesinin yanında olmak ve geçimini sağlamak olan eski savaş esiridir.

Tansıkbayev ise devlete karşı bir tepki sezdiği için Kuttubayev’i suçlayan ve kendisinin bu suçlama sonunda rütbesinin artacağını düşünen bir sorgu yargıcıdır.

O zamanlar kominizimle yönetilen ve Stalin ilkelerini esas alan ülke Devletçilik ile ilgili bulabildiği her türlü delili değerlendirir ve insanlara itiraf ettirmeye çalışır.

Kuttubayev’in yazdığı öykü, askeri savcı Tansıkbayev tarafından incelenir ve içerisinden yönetime karşı gelen imalar çıkarılır ve suçlu olduğuna karar verilir.

İşte Kuttubayev’in incelenen bu öyküsünün adı Cengiz Han’a Küsen Bulut, yani romana adını veren öyküdür. Bu öyküye kitapta yer verilmiştir.

Yukarıdaki yazı kitap özeti değildir. 

Sonuç olarak


Hem Kuttubayev’in yazdığı efsanevi öykü hem de Kuttubayev in mini yaşam öyküsü oldukça etkileyiciydi.
Zaten söz konusu yazar Aytmatovsa, benim için etkilenmemek elde değil.
Normalde daha kısa yorumlar yaparım ama bu yazarda coşuyorum:)

İyi Okumalar…
















10 Temmuz 2015 Cuma

İSTANBUL: Hatıralar ve Şehir / Orhan Pamuk /Kitap Yorumu



  
Kitabın Adı:
İstanbul: Hatıralar ve Şehir
Yazarı:
Orhan Pamuk
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Kitap Türü:
Anı,Yaşam
Yayınlandığı Yıl:
2003
Sayfa Sayısı:
342



Arka Kapak Yazısı

İstanbul'da, Orhan Pamuk hem 22 yaşına kadarki kendi hayat hikâyesini, hem de kendi bildiği İstanbul şehrinin ilginç hikâyesini bir roman tadıyla birleştirerek okura sunuyor. Pamuk'un kendini "ben" olarak ilk hissedişinden, annesine, babasına, ailesine yönelen hikâye, bir hüzün ve mutluluk kaynağı olarak İstanbul sokaklarına açılıyor. Günümüzün büyük romancısının gözünden 1950'lerin İstanbul sokaklarını, parke taşı kaplı caddelerini, yanıp yıkılan ahşap konaklarını, eski bir kültürün yok oluşuyla, onun külleri ve yıkıntıları arasından bir yenisinin doğuşunun zorluklarını keşfederken Pamuk'un ruhsal dünyasının oluşumunu bir dedektif romanı okur gibi hızla izliyoruz... İstanbul'un siyah beyaz hüznünü araştıran bu benzersiz eserde, okurken elden bırakamadığımız ve dönüp dönüp yeniden okuyacağımız kitaplara has o ruh ve duygu birliği var.


Değerlendirmem

Yazar 2006 Nobel Edebiyat Ödülü almış evet. Kitabın üzerinde zaten kocaman bir şekilde “2006 nobel ödüllü” diye damgalanmış ama bunun benim açımdan bir önemi yok. Ben kitabı açarım okumama bakarım. Nobel olayı ayrı bir konu.
Bu kitapta da öyle yaptım. Okuduğum ilk Orhan Pamuk kitabıdır İstanbul kitabı. (Orijinal adı, “İstanbul:Hatıralar ve Şehir” ama ben İstanbul diye kısaltıcam bahsederken.) İstanbul’dan etkilenmemek elde değildi. Düşünceleri ve yaşam tarzı okuyucuya uyar ve ya uymaz mesele bu değil bence. Mesele bu kadar güzel kitap yazabilmekte ve okuyucuyu etkileyebilmekte.
Normalde otobiyografi çok tercih ettiğim bir tür değil önyargı ile okumaya başladım, fakat kitapta sadece otobiyografi yok, aynı zamanda deneme tadında istanbul’u tanıtan bir çok yazı var.
İçerisinde bol bol resimler var ve hepsi siyah beyaz. Bazen o resimlere bakıp inceledim uzun uzun. Kitaptaki nostaljik anlatımın duyguyu işte o siyah beyaz fotoğraflara bakarak pekiştirmiş oluyorsunuz.
Bol resimli olmasına rağmen kitabı hiçte kolay okuyamadım. Yazıları ufak ve anlaması zor cümleler vardı. Birçok cümleyi baştan okumak zorunda kaldım çünkü bazı oldukça uzun ve  sonuna geldiğimde başında neden bahsettiğini unutuyorum. (Tıpkı şu üniversiteye giriş sınavlarında sorulan uyuz paragraf soruları gibi iki defa okuyorsunuz.) AMA:
Kitapta böyle uzun ve edebi cümleler okumak benim sevdiğim bir şey, böylece -deyim yerindeyse- biraz saksıyı çalıştırıyorsunuz ve bu her kitapta olmalı. Şu saksı çalıştırma meselesi yani. Neyse bunu ayrı bir zamanda ele alırım umarım.
İstanbul’da yazar çocukluğundan 22 yaşına kadar yaşadığı her şeyi hiç çekinmeden anlatmış. Belki bizimde yaşadığımız ama unuttuğumuz ya da kendimizden bile gizlediğimiz bazı duyguları (mesela yanan bir yapıyı seyretmenin verdiği korkuyla karışık zevk gibi, yangına bir şey yapamasak ta yanışını izlemeye koyuluruz ) Bazılarının yazara olan tepkisi bu yüzden de olabilir. Fazla açık yazması gibi.
Bir de benim gibi düşünenler dernegi var tabi: “Yahu sen burada doğmuş büyümüşsün insan biraz milletçi olmaz mı!”.
İstanbul kitabında genel olarak bizim beklediğimiz –diğer Türk yazarların yaptığı yaptığı gibi ama belki de böyle olmalı- ne geçmişimizle ne de şimdimizle övünen yazılar yok. Hep istanbul’un kasvetli havası var: dar sokakları, ahşap evleri, anlamsız tabelaları, yanan yalılar, çarpışan gemiler vs…
Bir Türk olarak İstanbul’a bu kadar dışarıdan bir göz olarak bakabilmesini yine de takdir ettim ve kitabı ilgiyle okudum. Kitapta bir çok bilgi mevcut Pamuk’un etkilendiği dört Türk yazar ve İstanbul’u nasıl tanımladıklarını onların yaşam öykülerini ve geride bıraktıklarını, istanbul ‘u resmeden batılı ressamları, gezginleri onların hayatlarını ve istanbul hakkindaki düşüncelerini okudum. Öğrendiklerim bir Türk olarak çoğu zaman egomu tatmin eden şeyler değildi ama benim için bu daha ilgi çekiciydi.
Bence, bazı şeylere dışarıdan bakabilmek gerek, hoşunuza gitsin ya da gitmesin, düşüncelere katılın ve ya katılmayın ama bence okuyun.

Siz de eğer benim gibi düşünüyorsanız kesinlikle tavsiye ederim. (İçinde anlamlı cümleler olan edebi bir kitaptır.) Aksi takdirde ikinci başlıkta sinirlenip bırakırsınız.

Okuyan okumayan kim varsa yorumları beklerim:)

İyi Okumalar.