22 Şubat 2016 Pazartesi

FARELER VE İNSANLAR kitap yorumu (Favorilerimden)





Kitabın Adı: Fareler ve İnsanlar

Yazarı: John Steinbeck

Yayınevi: Sel Yayınları

Sayfa Sayısı: 110

İlk Basım: 1937

Orijinal Adı: Of Mice and Men


Yorumum:

Bu kitabı okumuştum çoook beğenmiştim ama yorumlamamıştım. Şimdi atladığıma pişman oldum keşke zamanında yorumlasaydım araya zaman girdi birazcık silindi tabi bazı şeyler.

Kitapta anlatılan en önemli şey karşılıksız ve koşulsuz sevgi, iyilik saflık…

Kitabın ismi sanki distopya kitabı gibi geliyor farelerle insanları karşılaştırma gibi gelmişti ilk düşündüğümde ama alakası yok.

Kitabın ismi şurdan geliyor: Lennie ve George birbirine kardeş gibi yakın çok iyi dosttur. Lennie zihinsel engelli, uzun boylu ve çok güçlü bir kişidir. Kitabın ana karakterlerinden çok saf olan Lennie, yumuşak şeylere dokunmayı çok sever. Bu onun en büyük zayıflığıdır. Tavşanları da çok sever en büyük hayali içinde tavşanar olan bir çiftlik sahibi olmaktır. Fakat bazen onları severken öldürür ve hatta sırf yumuşak olduğu için fareleri sever yanlışlıkla öldürür ve cebinde ölü fare taşır:(



Daha fazla anlatmayacağım kitabı okumanız için. 
Beni gerçekten etkileyen kitaplardan biridir.

Lennie nin George u karşılıksız sevmesi, içinde bulunan tamamen çocuksu bir saflık, kötülükten hiç haberi olmayan çıkar bilmeyen tek isteği tavşan yetiştirmek ve yumuşak şeyleri sevmek olan iri ve korkutucu görünümlü ama tertemiz bir kalbe sahip olan koca adamın yaşadıkları ve en sevdiği arkadaşı George nin ona sabırla aynı şeyleri defalarca anlatması verdiği özveri ve o fedakarlığın sonu… 

Okurken yer yer gözlerim dolmadı değil. Sonu zaten trajediydi.
Romanda arkadaşlık, iyilik, ırkçılık, yoksulluk gibi konular işleniyor.

KİTAPTAN ALINTILAR

“Bizim gibiler, yani çiftliklerde çalışanlar, dünyanın en yalnız adamlarıdır. Aileleri yoktur. Yerleri yurtları yoktur. Bir çiftliğe gidip üç beş kuruş için gece gündüz çalışırlar, sonra şehre inip bütün paralarını çarçur ederler, ertesi gün bir bakmışsın yine bir çiftliğin yolunu tutmuşlar. Böylelerinin hayattan hiçbir beklentileri yoktur.” (s.20)

"İnsan yanında biri olmazsa delirir. Kim olduğu hiç önemli değildir, yeter ki yanında olsun."

"Kitaplar işe yaramıyor. İnsanın yanında olacak birine ihtiyacı var."

“İnsanın yüreğinin iyi olması için akla ihtiyacı yoktur.”

''Biz onlara benzemeyiz. Niye mi? Çünkü, çünkü yanımda sen varsın, beni kollarsın, senin için de ben varım. Niyesi bu işte...''

-Niye göremiyorsun ki yatakhaneye?
-Zenciyim de ondan. Yatakhanede kağıt oynuyolar, ama ben zenci olduğum için onlarla oturup kağıt oynayamam. Kokuyormusum ben, öyle diyorlar. Sana bir şey söyleyeyim mi, aslına bakarsan sizde bana kokuyorsunuz. 

“Cesaret gerektiği zaman gözü kara olmak, gerektiği yerde kendini çekmeyi bilmek demektir.”


"İnsanın yüreğinin iyi olması için akla ihtiyacı yoktur. Bana zaten bu ikisi birlikte pek olmuyor gibi geliyor. Gerçekten akıllı bir adama bakıyorsun, hiç de iyi biri olmadığını görüyosun."



ARKA KAPAK YAZISI

Pulitzer ve Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan John Steinbeck'in çağımızın toplumsal ve insani meselelerini ustalıkla resmettiği eserleri modern dünya edebiyatının başyapıtları arasında yer alır. Steinbeck romanlarında yalın ve keskin bir gerçeklik sunarken yine de her seferinde çarpıcı bir öykü ile çıkar okurunun karşısına. Tarihin bir kesitindeki dramı insani ayrıntıları kaçırmadan sergilerken, "tozpembe olmayan gerçekçi bir umudun" türküsünü dillendirir. Bu nedenle eserleri edebi değerleri kadar güncelliklerini de hiç yitirmemiştir. 

Fareler ve İnsanlar, birbirine zıt karakterdeki iki mevsimlik tarım işçisinin, zeki George Milton ve onun güçlü kuvvetli ama akli dengesi bozuk yoldaşı Lennie Small'un öyküsünü anlatır. Küçük bir toprak satın alıp insanca bir hayat yaşamanın hayalini kuran bu ikilinin öyküsünde dostluk ve dayanışma duygusu önemli bir yer tutar. Steinbeck insanın insanla ilişkisini anlatmakla kalmaz insanın doğayla ve toplumla kurduğu ilişkileri de konu eder bu destansı romanında. Kitabın ismine ilham veren Robert Burns şiirindeki gibi; "En iyi planları farelerin ve insanların / Sıkça ters gider..."


13 Şubat 2016 Cumartesi

KARDEŞİMİN HİKAYESİ





Kitabın Adı: Kardeşimin Hikayesi

Yazarı: Zülfü Livaneli

Yayınevi: Doğan Kitap

Sayfa Sayısı: 330

Basım: 2013

Yorumum:

Merhabalar…

Zülfü Livaneli okumak isterdim hep nasip bu kitabına oldu. Yani yazarın okuduğum ilk kitabı.

Şunu belirteyim ki kitabın üzerindeki kapak fotoğrafı sanki iki kardeşi betimliyormuş gibi yanılgı yaratabilir, fakat ilgisi yok:)

Kitap ana konusu polisiye ve aşk üzerine işlenmiş.

“Kardeşimin Hikayesi romanında olaylar İstanbul’un Çatalca ilçesindeki eski adı ile Podima olan Yalıköy’de geçiyor. Köyde yaşanan bir cinayet üzerine olayı araştırmak için bir gazeteci köye gelir ve ilk olarak Ahmet Arslan’ın kapısını çalar. Ahmet Arslan Arzu Kahraman’ın öldürüldüğü gece davette yer alan davetlilerden sadece biridir.”

Kitaba eleştiri:

Açık ve net olarak beklediğimi bulamadığım bir kitaptı son derece basit ve yavan geldi.
 Hem dil olarak hem de hikaye olarak hiç etkilemedi desem yeridir…
 Zülfü Livaneli’nin edebi bir eser yazacağı beklentisiyle aldım okudum fakat bitirmek için oldukça zorlandım ve sonunu da hiç merak etmeden bitirmesi zor oldu.
Katili de kitabın en başında tahmin ettim. Belki bu yüzden de sonunu merak etmedim.
Olmadı yani ben beğenmedim:)
Maalesef yazarı bu kitapla tanıdım belki diğer kitapları iyidir bilemiyorum ama şu anlık aynı yazarın başka kitaplarını merak etmiyorum.

Kitabı tavsiye eder miyim?

Çok bir şey beklemeden okunabilir belki, bilemedim.

Neden?

Okumazsanız bir şey kaybedeceğinizi düşünmüyorum.

ARKA KAPAK YAZISI

Serenad fırtınasından sonra Livaneliden nefes kesen bir roman

Sakin bir balıkçı köyünde genç bir kadının cinayete kurban gitmesiyle başlar her şey. Dünyadan elini eteğini çekmiş emekli inşaat mühendisiyle genç, güzel ve meraklı gazeteci kızın tanışmasına da bu cinayet vesile olur. Kurguyla gerçeğin karıştığı, duyguların en karanlık, en kuytu bölgelerine girildiği hikâye, daha doğrusu hikâye içinde hikâye de böylece başlar. Modern bir Binbir Gece Masalının kapıları aralanır. Ancak bu kez Şehrazad erkektir.

Kardeşimin Hikâyesi aşkın mutlulukta ulaşılacak son nokta olduğuna inananları bir kez daha düşünmeye davet eden, aşka, aşkın karmaşıklığına ve tehlikelerine dair nefes kesen bir roman. Her sayfada yeni bir gerçekliği keşfedecek, kuşku ile kesinliğin sınırlarında dolaşacaksınız.

Mantıksız gibi geliyor ama o sabah uyandığımda tuhaf bir haber alacağımı biliyordum. Karadenizin lacivert dalgalarıyla baş başa kalmış olan bu ıssız köyde geçen her gün birbirinin aynısı olduğu için burada insanların heyecanla konuşacağı olaylara pek sık rastlanmazdı. O günün de ötekiler gibi sessizce akıp gitmesi gerekirdi ama galiba başka şeyler olacaktı. O mahmur sabah saatlerinde bir cinayet haberi alacağımı bilmiyordum elbette ama bir haber gelecekti. Daha yataktan çıkmamıştım, gözlerim kapalıydı, arkalarında fosforlu çizgiler bırakarak yıldırım hızıyla hareket eden mor tavşanları izliyordum.




BOL OKUMALAR...

6 Şubat 2016 Cumartesi

Kafamda Bir Tuhaflık-Orhan Pamuk







Kitabın Adı: Kafamda Bir Tuhaflık

Yazarı: Orhan Pamuk

Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları

Sayfa Sayısı: 480

Basım: 2014


Yorumum:

Merhabalar…

Bir Orhan Pamuk kitabıyla karşınızdayım.

Şunu belirteyim ki kitabın ismi, kitabın içeriğiyle çok uyumlu olmuş bence o kitaba daha güzel bir isim bulunamazdı.

Kitap Anadolu’nun Konya Şehrinin bir köyünden babası ile birlikte sokak yoğurtçuluğu yapmak için İstanbul’a gelen Mevlüt karakteri üzerine kurulu ve kitap oldukça ilginç başlıyor. 

Mevlüt karakteri o kadar iyi niyetli bir insan ki; insan onu hem seviyor, hem kızıyor, bazen de üzülüyor onun için.

Kitabı okurken 60 lı yılların İstanbul sokaklarında geziniyorsunuz ve bu gezinme 2013 lü yıllara kadar sürüyor. Aynı zamanda bu sürede İstanbul’un değişimini de ele almış yazar.

Orhan Pamuk melonkolisini okuyanlar bilir, yazar her şeyden bir hüzün çıkarır bu kitapta da öyle olmuş.

Kitaba eleştiri:

Orhan Pamuk dünyaca tanınan bir yazar olduğu için, bu kitabını o kadar global düşünerek yazmış ki normal de her Türk’ün bildiği ayrıntıları yabancı okurlar için açıklamış(Mesela bozanın ne olduğu nasıl yapıldığı)

Bunun neresi kötü diyebilirsiniz: Kitabı okurken böyle açıklamalar geldiğinde kendinizi kaptıramıyorsunuz --hee diyorsunuz yazar burada yabancı okurlarına seslenmiş.—

Keşke bize seslenseydi. 

Neden mi? 

Orhan Pamuk kitabını okuyanlar bilir, hem rahatsız olursunuz okurken hem de okumaya devam edersiniz. 

Bu kitaptaki rahatsızlığın sebebi İstanbul’un fakir ve berbat sokaklarını, yoksul insanlarını, siyasetini vs ele alıp, bunu tüm dünyaya bildirmesi. İşin diğer rahatsız eden tarafı ise yazdıklarının yalan olmaması. (Belki bazen biraz abartı)

Bu kitabı okurken dini ve siyasi olarak rahatsız olabilirsiniz bu çok normal ama bence sizin gibi düşünmeyen yazarların kitaplarını da okumalısınız. Ben bunu yaparım en azından.

Kitabı tavsiye eder miyim?

Ederim. 

Neden?

Çünkü güzel bir roman okudum, kurgusu daha önce okuduğum kitaplara benzemiyordu ve sadece kitabın son cümlesi için bile okumaya değerdi.

Son cümlesi bütün kitabı deldi geçti açıkçası.



ARKA KAPAK YAZISI

Kafamda Bir Tuhaflık hem bir aşk hikâyesi hem de modern bir destan. Orhan Pamuk'un üzerinde altı yıl çalıştığı roman, bozacı Mevlut ile üç yıl aşk mektupları yazdığı sevgilisinin İstanbul'daki hayatlarını hikâye ediyor. 1969 ile 2012 arasında, kırk yılı aşkın bir süre Mevlut, İstanbul sokaklarında yoğurtçuluk, pilavcılık, otopark bekçiliği gibi pek çok iş yapar. Bir yandan sokakların çeşit çeşit insanla dolmasını, şehrin büyük bölümünün yıkılıp yeniden inşa edilmesini, Anadolu'dan gelip zengin olanları izler; diğer yandan ülkenin içinden geçtiği dönüşümlere, siyasi çatışmalara, darbelere tanık olur. Onu başkalarından farklı kılan şeyin, kafasındaki tuhaflığın kaynağını hep merak eder. Ama kış akşamları boza satmaktan ve sevgilisinin aslında kim olduğunu düşünmekten hiç vazgeçmez. 

Aşkta insanın niyeti mi daha önemlidir, kısmeti mi? Mutluluk veya mutsuzluğumuz bizim seçimlerimize mi bağlıdır, yoksa bizim dışımızda mı gelişip başımıza gelirler? Kafamda Bir Tuhaflık bu sorulara cevap ararken aile hayatıyla şehir hayatının çatışmasını, kadınların ev içlerindeki öfke ve çaresizliklerini resmediyor.
(Tanıtım Bülteninden)

11 Aralık 2015 Cuma

KIRMIZI PAZARTESİ kitap yorumu




Kitabın Adı: Kırmızı Pazartesi
Orijinal Adı: Cronica de Una Muerte Anunciada
Yazarı: Gabriel García Márquez
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 108
İlk Basım:1981


YORUM:


Selamlar,

Övülen kitap KIRMIZI PAZARTESİ ile burdayım.

Kitap 1982 de Nobel Edebiyat ödülü almış. 
Bir kanıya vardım ki bu nobel edebiyat ödülü genelde şiddet içeren trajik ve korkunç hikayelere veriliyor. Ya da bilmiyorum bana öyle gelmiş olabilir.

Kolombiya'nın bir şehrinde işlenen cinayet anlatılır. 
Roman'ın ilk cümlesi ile yazar kimin ne zaman öldürüleceğini açıklar. Sorgulama/mülakat tekniği ile yazılmış bu kısa romanda sadece okuyucu değil, tüm kasaba ahalisi de kimin ne zaman öldürüleceğini önceden bilmektedir. Marquez, çocukluğunu geçirdiği kasabada gerçekleşmiş bir namus cinayetini konu alıyor. Kitabın gerçek yaşanmış bir hikaye olması zaten kitabı beğenmeme lüksünüzü ortadan kaldırıyor.

Açık ve net bir şey de diyeyim bana göre Can Yayınları kaliteli bir yayınevi olduğundan kötü kitap basmaz diye düşünmüştüm ama çeviriyi ciddi anlamda beğenmedim. Ya yazılıştan ya da çeviriden bir sıkıntı vardı; çünkü kitabı önce 40 syf kadar okudum olayları ve kişileri karıştırınca tekrar başa alıp okudum.

Hikaye baştan sona doğru gitmiyor, sondan başa doğru da gitmiyor bölük pörçük yerlerden alınmış bu da kafa karıştırıcıydı bir de latin isimleri canımı sıktı, evet sanırım bu kadar:)

Bunun dışında herkesin cinayeti bilmesi ve hiçbir şey yapmaması bana biraz yurdumuzu hatırlattı; 
şöyle bir kitap alıntısını paylaşayım sizlerle:

“Vicario kardeşler Santiago Nasar'ı hiç kimsenin haberi olmadan, hemen
öldürmek için gereken hiçbir şeyi yapmamışlardı, tam tersine biri çıkıp da
onu öldürmelerini engellesin diye akla gelebilecek her çareye
başvurmuşlar, ama bunu sağlamayı başaramamışlardı.”

Puanım: 7/10

Tavsiye eder miyim?
Ederim.

Ek tavsiye: İyi odaklanmalısınız yoksa kişiler zaman ve olaylar birbirine karışıyor.


ARKA KAPAK YAZISI

Her yazar, yazdığı en son romanın en iyi romanı olduğunu sanır. Benim bu romanım için böyle düşünmemin nedeni, yapmak istediğimi tam olarak gerçekleştirebilmiş olmamdır. Romanlar, yazılırken yazarlarının elinden kaçıp kurtulmak isterler. Romanın kişileri, kendi özyaşamlarına dönerler, en sonunda da canlarının istediğini yaparlar. Ben hiçbir romanımda bu romanımdaki kadar ipleri elimde tutamadım. Belki bunu konu ve hacim nedeniyle başarmışımdır. Konusu çok sert olan ve hemen hemen polisiye bir roman gibi işlenen bir roman bu. Üstelik oldukça da kısa. Sonuçtan hoşnutum. Bundan önce de en iyi romanım Yüzyıllık Yalnızlık değil de Albaya Mektup Yazan Kimse Yok adlı yapıtımdı. Ben öyle sanıyordum; ve bunu da sık sık söyledim. Şimdi de en iyi romanımın Kırmızı Pazartesi (Gronica de Una Muerte Anunciada) olduğunu sanıyorum.

26 Kasım 2015 Perşembe

Stefan Zweig'in SATRANÇ kitabı Yorumu *****



Kitabın Adı: Satranç
Orijinal Adı: Schachnovelle
Yazarı: Stefan Zweig
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 71
İlk Basım:1942

YORUM:

ÇOOK BEĞENDİM.

Böyle bi giriş yaptım evet çünkü çok beğendiğimi ilk başta belirtmek istedim.

Kitap uzun öykü türünde.

Öykümüz New York'tan Buenos Aires'e yolculuk yapan bir deniz vapurunda geçiyor.

Yolcular arasında satranç şampiyonu Mirko Czentovic bulunmakta.

Aynı vapurda bulunan bir milyoner , dünya satranç şampiyonu Mirko Czentovic’e , ücret karşılığı bir parti satranç oynamayı önerir. Tabi satranç şampiyonu milyoneri çatır çatır yener. Bunun üzerine izleyenler arasındaki Dr.B. dayanamaz ve oyuna karışır. Dr. B sonraki hamleleri kafasında hesaplayarak satranç şampiyonuna karşı gösterdiği başarı ile Czentovic’in dikkatini çeker. Son derece kibirli olan ve yenilene kadar kimsenin yüzüne bile bakmayan Czentovic, Dr.B. ye teke teke satranç oynamayı teklif eder fakat Dr.B. hayatında hiç satranç oynamadığını söyler… PEKİ DR.B SİZCE NASIL HAYATINDA HİÇ SATRANÇ OYNAMADAN SATRANCI BU KADAR İYİ BİLEBİLİR? 


İŞTE BU KISMI KİTAPTAN OKUYACAKSINIZ ÇÜNKÜ ASIL ÖYKÜMÜZ BURADA BAŞLIYOR.

SON DERECE ETKİLEYİCİ BİR KİTAPTI.

Puanım: 10/10

Tavsiye eder miyim?

Kesinlikle okumalısınız!!!

Kitaptan Alıntılar...






ARKA KAPAK YAZISI

Rastlantı sonucu eline geçidiği bir kitapla satrancın inceliklerini öğrenerek bu oyunu bir tutkuya dönüştüren ve giderek bu tutkusu yüzünden beyin hummasına yakalanan Dr. B.'nin öyküsüdür görünüşte Satranç. Ama derinlerde bir veda mektubudur aslında.
Stefan Zweig'ın Brezilya'da sürgündeyken yazdığı ve Şubat 1942'deki intiharından birkaç ay önce tamamladığı Satranç, Avrupa kültürünün nasyonal sosyalist tehlike altında yok oluşuna işaret eder.
Avrupa kültürüne elveda derken yaşama da veda etmeyi seçen Zweig'ın son yapıtı Satranç, gerilimli kurgusu ve kahramanın ruhsal gelgitlerinin işlendiği dokusuyla, kısa ama her bakımdan etkileyici olağanüstü bir uzun öyküdür.


21 Kasım 2015 Cumartesi

BUKALEMUN kitabı yorumu





Kitabın Adı: Bukalemun
Orijinal Adı: The Red Church
Yazarı: Scott Nicholson
Yayınevi: İnciraltı Yayınları
Sayfa Sayısı: 400


YORUM:

Selamlar,

Bugünkü kitabımızın adı BUKALEMUN.

Bu kitabı okurken “Bukalemun” ne alaka diye düşünüp durdum, içerisinde şekil değiştiren bir yaratık olduğu için yazarın kitaba böyle bir isim verdiğini düşündüm ama yine de kitabın ismini çok vasat bulmuştum. Kitabın bilgilerini araştırmadan önce dedim ki bu kitabın ismi “KIZIL KİLİSE” olmalıydı. Ancak kitabı bu isim tanımlardı ve BUKALEMUN ismi iç ilgi çekici gelmiyor kulağa… Kitabın albenisini ismide belirler ve yanlış seçimdi bana göre. 

Veee bilin bakalım kitabın orijinal adı ne imiş? Yukarda yazmıştım tabi hemen de bildiniz. THE RED CHURCH.

(Kitap için son derece uygun kapak ve isim; yani kitabın orjinal baskısı)

Yahu Türkiyemin canım çevirmenleri; bilmiyorum kitabın ismini neye göre çevirdiniz ama daha kötü bir isim bulamazdınız heralde. Ayrıca kapağıda alakasız. Kitabı okumadınız mı anlamadım ki.

Ben kitabın isminin yanlış olduğunu düşündüysem okuyan herkesin aklına gelmiştir herhalde bilmiyorum. Kitapta 5 cümleden birinde Kızıl Kilise geçiyor çünkü. 

Ne ise.
Bu kadar kitap ismi muhabbeti yaptıktan sonra konuya dönelim.

Kitap korku ve gerilim türünde. 

Puanım: 6/10

Çok psikopatça geldi ama zaten amaç bu olduğu için bir şey diyemiyorum.
Kısaca Konusu: Bağnaz hristiyanlar (sapkın olanlar ve gerçeklerden şaşanlar) bağlı olduğu kızıl kilise, kilisenin sahibi ve papazı Archer’in kölesi olmuşlardır ve istediği her şeyi Archer’e vermektedirler. Aklınıza gelebilecek her şeyi işte. Çünkü Archer 2. İsadır ve Gerçek İsa başarısız kabul edilir. Başarıyı Archer sağlayacaktır ve bunun için insanları kurban etmektedir. Archer a tapan ve kızıl kiliseye bağlı olan Linda kocasına sırt çevirir ve iki oğlunu ondan isteyen Archer’ a oğullarını vermek ister. Fakat kocası David oğullarını korumak için çırpınır. Bu sırada kilise civarlarındaki cinayetler dikkat çeker ve bölgenin şerifi Frank Littlefield olayı araştırır. Şerif yıllar önce 9 yaşındaki kardeşini o kilisede kaybetmiştir. Kardeşinin esrarengiz bir şekilde öldüğünü bir türlü unutamaz ve kilisede mistik olayların olduğunu öne sürer…

Tavsiye eder miyim?

Çokta etmem yani. Yine de karar sizin…asdfgh

ARKA KAPAK YAZISI

Sakin bir hayat sürdüren kasabayı çok büyük bir tehlike bekliyor.Çünkü uzun bir zamandan beri beklenen ve gökyüzünden gelen kurtarıcı kızıl kiliseye yerleşiyor.Dünyayı kötülüklerden ve bütün günahlardan arındıracağını söylüyor.Ama en büyük günahın içinde yaşıyor.İnsanlığın huzura kavuşacağını iddia ediyor.Ama her gün birileri ölüyor.Herkes katilin bir canavar olduğunu düşünürken fedakarlık adı altında insanların kalpleri yerlerinden çıkarılıyor.Onu yok etmek kolay değil!Çünkü o,normal değil!Evet,etten ve kemikten!Fakat farklı bir ruh taşıyor.Sadece onun gibi olanlar onu yok edebilir.Peki,ya onlar bunun farkında değillerse!İnsanların dini duygularını istediği yöne çekebilen bir vaiz.Muhteşem bir konuşmacı.Tehlikeli ve kurnaz!Cani,ama aynı zamanda gökyüzünden gelen bir melek.Farklı zaman ve mekanlarda bir başkası olabiliyor.

14 Kasım 2015 Cumartesi

KURTLARA SÖYLE EVE DÖNDÜM




Kitabın Adı: Kurtlara Söyle Eve Döndüm
Orijinal Adı: Tell The Wolves I'm Home
Yazarı: Carol Rifka Brunt
Yayınevi: Martı Yayınları 
Sayfa Sayısı: 512
İlk Basım: 2013


YORUMUM:

Selamlar…

Geldim yine çerez bi kitapla.

Ben kitaplara çerez diyorum ama umarım kızmıyorsunuz çerez demek kötü demek değil kesinlikle… 

Kafa yormayan, akıcı, bazen sevimli bazen hüzünlü olabilir (ağlatmayacak derecede) ama genel olarak yaşanması mümkün ve içinde ağırlık hissetmediğim romanlar çerezdir bana göre. Dümdüz okumanız yeterlidir bir cümlenin altında başka anlamlar yatmaz… 
Çerezi de açıkladıktan sonra yorumuma geçeyim :)

Bi kitap bana tuhaf hissettirdi. Kötü değil tuhaf.

Kitabın konusunu yazarsam olmaz ama şöyle bir çıtlatırsam dayısına aşık olan küçük bir kızdan bahsediyoruz. Tabi dayısının durumu düşünüldüğünde bu daha da tuhaf bir hal alıyor… (Oraları kitabı merak eden okuyarak bilecek tabiki) ama bu kısımlardan rahatsız oldum kesinlikle.

Yok arkadaş ben o kadar açık görüşlü değilim sanırım. Böyle dedim diye kitapta açık saçık bölümler olduğunu düşünmeyin bahsettiğim farklı bir şey okuyunca anlarsınız.

Bunun dışında kitapta sevdiğim şeyler de vardı. AFFETMEK ve ÖNYARGILAR…
Bence bu kitabın ana teması önyargı üzerine kurulmuş. İkinci olarakta affetmek…

İnsanları bilip bilmeden yargılıyoruz ya da bazen duyduğumuz bir iki bilgiden bildiğimizi sanıyoruz , işte bu kitap bu yanılsamaları gayet güzel işlemiş bence.

Kitapta resim çizmek konusu da işlenmiş ki resim çizen biri olarak oraları ilgiyle okudum.

TAVSİYE EDER MİYİM?

Bu ne beklediğinize bağlı…

Çerez kitap severler için neden olmasın okunabilir kitaplardan. 



Bir yorumun daha sonuna geldik. Beni özleyin:)


İyi Okumalar:)


ARKA KAPAK YAZISI

Aşk insanı büyütür; önce hissettirdiği tarifsiz mutluluk sonra kaybetmenin verdiği derin acıyla...

Günün birinde kimselere bahsedemeyeceğiniz türde bir sevgiye kapılırsanız?

En derine gömmeniz gereken ve ne kadar uğraşsanız da bir türlü peşinizi bırakmayan. Yok olup gideceğine zamanla daha da büyüyerek varlığınızı kaplayan ve sonunda ta kendiniz olup size dönüşen bir sevgiye?