11 Aralık 2015 Cuma

KIRMIZI PAZARTESİ kitap yorumu




Kitabın Adı: Kırmızı Pazartesi
Orijinal Adı: Cronica de Una Muerte Anunciada
Yazarı: Gabriel García Márquez
Yayınevi: Can Yayınları
Sayfa Sayısı: 108
İlk Basım:1981


YORUM:


Selamlar,

Övülen kitap KIRMIZI PAZARTESİ ile burdayım.

Kitap 1982 de Nobel Edebiyat ödülü almış. 
Bir kanıya vardım ki bu nobel edebiyat ödülü genelde şiddet içeren trajik ve korkunç hikayelere veriliyor. Ya da bilmiyorum bana öyle gelmiş olabilir.

Kolombiya'nın bir şehrinde işlenen cinayet anlatılır. 
Roman'ın ilk cümlesi ile yazar kimin ne zaman öldürüleceğini açıklar. Sorgulama/mülakat tekniği ile yazılmış bu kısa romanda sadece okuyucu değil, tüm kasaba ahalisi de kimin ne zaman öldürüleceğini önceden bilmektedir. Marquez, çocukluğunu geçirdiği kasabada gerçekleşmiş bir namus cinayetini konu alıyor. Kitabın gerçek yaşanmış bir hikaye olması zaten kitabı beğenmeme lüksünüzü ortadan kaldırıyor.

Açık ve net bir şey de diyeyim bana göre Can Yayınları kaliteli bir yayınevi olduğundan kötü kitap basmaz diye düşünmüştüm ama çeviriyi ciddi anlamda beğenmedim. Ya yazılıştan ya da çeviriden bir sıkıntı vardı; çünkü kitabı önce 40 syf kadar okudum olayları ve kişileri karıştırınca tekrar başa alıp okudum.

Hikaye baştan sona doğru gitmiyor, sondan başa doğru da gitmiyor bölük pörçük yerlerden alınmış bu da kafa karıştırıcıydı bir de latin isimleri canımı sıktı, evet sanırım bu kadar:)

Bunun dışında herkesin cinayeti bilmesi ve hiçbir şey yapmaması bana biraz yurdumuzu hatırlattı; 
şöyle bir kitap alıntısını paylaşayım sizlerle:

“Vicario kardeşler Santiago Nasar'ı hiç kimsenin haberi olmadan, hemen
öldürmek için gereken hiçbir şeyi yapmamışlardı, tam tersine biri çıkıp da
onu öldürmelerini engellesin diye akla gelebilecek her çareye
başvurmuşlar, ama bunu sağlamayı başaramamışlardı.”

Puanım: 7/10

Tavsiye eder miyim?
Ederim.

Ek tavsiye: İyi odaklanmalısınız yoksa kişiler zaman ve olaylar birbirine karışıyor.


ARKA KAPAK YAZISI

Her yazar, yazdığı en son romanın en iyi romanı olduğunu sanır. Benim bu romanım için böyle düşünmemin nedeni, yapmak istediğimi tam olarak gerçekleştirebilmiş olmamdır. Romanlar, yazılırken yazarlarının elinden kaçıp kurtulmak isterler. Romanın kişileri, kendi özyaşamlarına dönerler, en sonunda da canlarının istediğini yaparlar. Ben hiçbir romanımda bu romanımdaki kadar ipleri elimde tutamadım. Belki bunu konu ve hacim nedeniyle başarmışımdır. Konusu çok sert olan ve hemen hemen polisiye bir roman gibi işlenen bir roman bu. Üstelik oldukça da kısa. Sonuçtan hoşnutum. Bundan önce de en iyi romanım Yüzyıllık Yalnızlık değil de Albaya Mektup Yazan Kimse Yok adlı yapıtımdı. Ben öyle sanıyordum; ve bunu da sık sık söyledim. Şimdi de en iyi romanımın Kırmızı Pazartesi (Gronica de Una Muerte Anunciada) olduğunu sanıyorum.

2 yorum:

  1. Merhabalar blog keşif etkinliğinden geliyorum. Blogunuzu takibe aldım bende beklerim sevgiler :) http://betulunsirlari.blogspot.com.tr/

    YanıtlaSil
  2. pazartesi sendromundan yakınıyorken bir de kırmızı pazartesi, cinayet falan tuz biber oldu :)
    Kaleminize sağlık, güzel paylaşımdı! Pazartesi ne çekti :)
    Bana da beklerim görüşmek üzere ;)

    YanıtlaSil